Ocak
2001

Yaşlılık


Dr. Orhun KALKAN   (Halk Sağlığı Uzmanı)

Dizin 
Ana Sayfa   Geri Dön

Gelişmişliğin Göstergesi Olarak Yaşlılığa Bakış     (Başa Dön)

İnsanların yaşlanmaya bakış açıları farklılık göstermektedir. Değişik yaş gruplarında, sosyo-kültürel, ekonomik yapılarda bakış açısında kayda değer farklılıklar meydana gelmektedir. Bizim yazı dizimizde, yaşlılığa "Halk Sağlığı" açısından bakarak konuyu değişik boyutlarıyla irdelemeye çalışacağız. Türkiye ve Dünya'da yaşlıların dağılımı, aktiviteleri, sosyal, ekonomik ve sağlık durumları ile ilgili bilgilerin yanı sıra bunlarla ilgili yapılmış araştırma örneklerini de bulabilirsiniz.

İnsanlığın başlangıcından itibaren var olan yaşlılık olgusu son yıllarda giderek artan bir önem kazanmaya başlamıştır. Bu önem, yaşlı nüfus oranının toplumlarda her geçen yıl önceki yıla oranla artmasının sonucudur. Gelişmiş ülkeler bu süreci gelişmekte olan ülkelere göre daha önce yaşamaya başlamış ve geleceğe yönelik bir dizi önlemleri alma gereksinimi duymuşlardır. Gelişmiş ülkelerde doğum hızı, bebek ölümleri ve enfeksiyon hastalıkları ile mücadele sonucu ölümlerin azalması ileriki yaşlara ulaşan nüfusun artmasına neden olmaktadır. Gelişmiş ülkelerden başlayarak yaşlı nüfusun sayı ve oranlarında sürekli bir artış söz konusudur. İleriki yaşlara ulaşan kişi sayısının artmasına bağlı olarak yaşlı nüfus da giderek yaşlanmakta ve çok yaşlıların oranı da artmaktadır.

Bir toplumda yaşlı oranının artması, genç oranının azalması ve ortalama yaşın artması o toplumun yaşlandığını tanımlayan ölçütlerdir. Eşit olmaları söz konusu olmayabilir, bir toplum hem yaşlanırken hem de diğer taraftan genç nüfusu da artabilir.

Temel olarak toplumların yaşlanmasının demografik göstergesi mortalite ve doğurganlıktaki değişikliklerden kaynaklanmaktadır. Ortalama yaşam süresi çocuk ve bebek ölümlerindeki düşmeye bağlı olarak artmaktadır. 19. yüzyılda ‰150 ve üzerinde olan bebek ölüm hızları günümüzde ‰10 seviyesine düşmüştür. Böylece daha fazla bebek yetişkin çağa ulaşabilmektedir.

Son birkaç dekadda benzer bir eğilim gelişmekte olan ülkelerde de görülmektedir. Fakat nüfus piramidinin tabanı doğurganlığın düşmemesi nedeni ile genişlemektedir. Doğurganlıktaki düşüş yaşlanan toplumlardaki en belirleyici etmendir. Japonya'da 1950 yılında 60 yaş ve üstü nüfus oranı %7.7 idi. Birkaç yıl içinde uygulanan sıkı aile planlaması programı ile doğum hızı yarıya indirildi. Bunun sonucu olarak da 21. yüzyılın başında yaşlıların oranının ikiye katlanacağı tahmin edilmektedir. Doğurganlıktaki düşüşler, yaşam ümidinde bir artış olmasa bile, yaşlı grupların oranını arttırır ve nüfus piramidinin tabanını daraltır .

Gelişmekte olan ülkeler, bu gelişim süreci içinde, yüksek mortalite ve yüksek doğurganlıktan, düşük mortalite ve düşük doğurganlığa geçiş ile belirlenen epidemiyolojik değişim evrelerinden geçerler. 1980 yılında tüm dünya nüfusunda 65-69 yaş grubu 250 milyon, 70-79 yaş grubu 150 milyon, 80 ve üzeri yaş grubu da 30 milyon iken, 2000 yılında 65-69 yaş grubunun 400 milyon, 70-79 yaş grubunun 240 milyon, 80 ve üzeri yaş grubunun da 55 milyon olacağı tahmin edilmektedir. Bu sayının 2/3'ünün gelişmekte olan bölgelerde bulunacağı hesaplanmaktadır. 1960 yılında bu oran %50 idi. 1980-2020 yılları arasında gelişmekte olan bölgelerde dünya nüfusunun %95 artması beklenirken, yaşlı nüfusun yaklaşık %240 artması beklenmektedir. Bunun çalışan kesim tarafından yaşlılara sosyal ve ekonomik destek sağlanması konusunda bir dizi anlamı vardır. Yaşlı grubun ve kendi içinde sağlık ve sosyal hizmetlere en fazla gereksinimi olan çok yaşlı grubun artması, yaşlanan toplumların 2000 yılında herkese sağlık hedefine yeni önlemler ve gereksinimler getirmektedir.

Yaşlanan nüfusun etkileri hemen hemen sosyal organizasyonun tüm yönlerinde hissedilir. 65 yaş ve üzeri nüfusun artması üretken olmayan bölümün artmasıdır ve bağımlılık oranı da artar. Gelişmekte olan ülkelerde göç olayları ve hızlı kentleşme yaşlıları kırsal kesimde desteksiz bırakmaktadır. Fertilite oranlarının düşmesiyle yaşlıları destekleyecek çocuk sayısında da düşme olmaktadır. Yaşlıların çoğu kendi yaşamlarını sürdürebilme yeteneğindedir fakat bir bölümü artan yaşla birlikte artan sosyal ve sağlık bakımı desteğine gereksinim duyarlar.

Artan yaşam süresi özellikle kronik hastalıklar yönünden artmış morbiditeyi getirir. Sağlık araştırmaları, sağlık hizmeti istatistikleri gibi tüm kaynaklar toplam morbiditenin yaşla arttığı ve tüm yaşlarda kadınlarda daha fazla olduğunu bildirmektedirler.

65 yaş ve üstü nüfus yaş ve cins dağılımında farklılıklar gösterir. Hizmetlerin planlanmasında bu grubu;

  • 65-74 yaş (genç yaşlılar)
  • 75 yaş ve üzeri (çok yaşlılar)
olarak ayırabiliriz (toplumlara göre değişkenlik gösterebilir).

Diğer yaş gruplarına göre yaşlı nüfusun sağlık ve sosyal sorunlarının farklılığı ve çeşitliliği göz önüne alındığında, bu gruba özgü birtakım çözümler üretmemiz gerektiği kolayca anlaşılmaktadır. Bu yaş grubundaki risk altında olan bireylerin bilinmesi, yine bu yaş grubunda sık görülen özgün hastalıkların (kronik hastalıklar) epidemiyolojisinin iyi bilinmesi bu gruba sunulacak hizmet modellerinin geliştirilmesinde önemli noktalar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yaşlılığın tanımı     (Başa Dön)

Yaşlılığın tüm bağlamlarda yararlı olacak veya uygun olarak kullanılabilecek tek bir tanımını yapmak mümkün değildir. Biyolojik olarak yaşlanma, puberteyle başlayıp erişkin yaşam boyunca devam eden sürekli bir olgudur. Sosyal olarak toplum içinde yaşlı olarak kabul edilen kişilerin özellikleri kuşaktan kuşağa ve kültürel yapıya göre değişir. Ekonomik olarak çalışmanın kesilerek emekli olunan zaman olarak algılanır. Kronolojik olarak beklenen yaşam süresinin belirleyicisi olarak kullanılır.

Birçok geriatrik yayın 65 yaşı bir dönüm noktası olarak kabul eder. Yaşlanma önceki yıllara göre mental ve fiziksel işlevlerin giderek kaybolmasının artarak ön plana çıktığı zaman dilimidir. İstatistik çalışmalarda bir eşik değer olması amacıyla 65 yaş yaşlılığın başlangıç sınırı olarak kabul edilir. Bu birçok ülkede de emeklilik yaşı ve işlevsel aktivitelerin tamamlanma yaşı olarak kabul edilir.

Gerçek yaşlanma genetik (intrensek) ve çevresel (ekstrensek) etmenlerin birleşiminin bir sonucudur. Çevresel etkiler farklı çevrelerde yaşayan toplumların yaşlanma modellerindeki değişikliklere neden olurlar. Biyolojik ve kronolojik yaş birbirine uymayabilir. Bir kişi kronolojik yaşından daha büyük gösterebilir. Bu farklılık bireyin yaşama şekli, işi, sosyo-ekonomik düzeyi, kalıtım gibi etmenlere bağlıdır.

    Yaşlanma olgusunun alt bölümü olan toplumsal yaşlanma üç şekilde oluşabilir;

  1. Bir toplumun başka bir topluma göre total olarak yaşlanması ( total yaşlanma ).
  2. Toplumdaki yaşlıların, genel nüfusa göre oranında artış olması ( nüfus piramidinde zirve-tavan yaşlanması ).
  3. Toplumdaki genç nüfusun oranında azalma olması ( nüfus piramidinde taban yaşlanması ).

Demografik özellikler     (Başa Dön)

1980 yılında dünya üzerinde çok gelişmiş bölgelerde 60 yaş ve üzeri nüfusun oranı %15, az gelişmiş bölgelerde ise bu oran %6.2 idi. Çok gelişmiş bölgelerde 60 yaş ve üzeri grubun %50'si 70 yaş ve üzerinde idi, az gelişmiş bölgelerde ise bu oran %37 civarındaydı. Yapılan hesaplar 2025 yılında 60 yaş ve üzeri grubun tüm dünyada %14, az gelişmiş bölgelerde %11, çok gelişmiş bölgelerde ise %23 civarında olacağını göstermektedir. Günümüzde Avrupa'da yaşlı nüfusu en fazla olan ülke İsveç'tir. 21. Yüzyılın başında Avrupa nüfusunun %25.1'inin 65 ve üzeri yaşta olacağı tahmin edilmektedir. Yaşlı grup içerisinde en fazla artan 80 yaş ve üzeri grup olmuştur. Japonya son yıllarda yaşlı nüfus oranı en fazla artan ülke olmuştur, 1950 yılında %7.7 olan 65 yaş ve üzeri nüfus oranının 21. Yüzyılın başında iki katına çıkacağı tahmin edilmektedir. Türkiye'de ise 2000 yılında bu oranın %5.5 olacağı tahmin edilmektedir.

Türkiye'de 1980 yılında ağırlıklı ortalama yaş 24.97 iken 1990 yılında 26.43'e, medyan yaş 19.88 iken 22.21'e yükselmiştir.
Türkiye'de 1970-90 yılları arasında 65 yaş ve üzeri nüfusun cinsiyete göre dağılımı tablo 1'de verilmektedir.

Tablo-1. Türkiye'de 1975-90 yılları arasında 65 yaş ve üzeri grubun cinsiyete göre dağılımı

YILLAR
ERKEK(%)
KADIN(%)
TOPLAM(%)
1975
2.1
2.5
4.6
1980
2.1
2.6
4.7
1985
1.8
2.4
4.2
1990
1.9
2.4
4.3

Kaynak: Türkiye istatistik yıllığı 1993, Devlet İstatistik Enstitüsü, Ankara

Devlet Planlama Teşkilatı'nın Vll. beş yıllık kalkınma planında Türkiye'nin 65 yaş ve üzeri nüfusu 1994 yılı için %4.5, 1995 yılı için %4.7, 1996 yılı için %4.8 ve 2000 yılı için %5.5 olarak tahmin edilmektedir. Türkiye'de 1990 yılında tüm ölümlerin %45.5'i 65 ve üzeri yaş grubunda görülmüştür. Bu ölümlerin de %49.3'ü erkek, %50.7'si kadın ölümleridir. Genellikle tüm yaşlarda erkek ölümlerinin kadın ölümlerinden daha fazla olduğu yaygın bir kanıdır.

Türkiye'de 65 ve üzeri yaş grubunda görülen bu küçük farklılık erkeklerdeki mortalite oranının yüksekliğine, kadınlardaki doğumda beklenen yaşam ümidinin yüksekliğine bağlı olabilir. Erkek doğumlarının fazlalığının etkisi çok gelişmiş bölgelerde 35 yaşında, az gelişmiş bölgelerde ise 60 yaşında kaybolmaktadır. Çok gelişmiş bölgelerde 60 yaşında kadınlardaki yaşam ümidi 3.2 yıl, az gelişmiş bölgelerde ise 1.3 yıl fazladır.

Cins oranlarındaki bu farklılık yaşla ve erkeklerin erken ölümleri ile artmaktadır. Yaşa özel mortalite hızlarının tüm yaşlarda kadınlarda erkeklerden daha düşük olması ve kadınların yaşam sürelerinin uzaması, yaşlı nüfus içinde kadınların sayısal olarak artmasına yol açmaktadır. Ekonomik olarak gelişmiş toplumlarda eşi ölmüş yaşlı kadınların sayısal olarak artması beklenen bir sonuç olacaktır.

Yaşlıların sağlık durumu     (Başa Dön)

Yaşlıların uluslararası düzeyde sağlık düzeyinin değerlendirilmesi, tek, kapsamlı veri olması nedeniyle temel olarak mortalite verilerinin kullanımı ile sınırlıdır. Mortalite verileri her zaman altta yatan morbiditeyi doğru olarak yansıtmaz ve ölüm hızının düşük olduğu bir çok durum için kısmen uygun değildir. Ölüm sırasında birden fazla patolojik durumun varlığı da yaşlılarda mortalite verilerinin güvenilirliğini azaltır. Birkaç istisna dışında kapsamlı morbidite verilerinin olmayışı, yaşlıların sağlık durumunun değerlendirilmesinde mortalite verilerinin kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Gelişmiş ülkeler arasında bile mortalite düzeyleri kabul edilebilir bir heterojeniteye sahiptir.

Yaşlıların sağlık düzeyinin değerlendirilmesinde yaygın olarak kullanılan göstergeler:

  1. Genel ve özel mortalite hızları.
  2. Beklenen yaşam süresi.
  3. Hastalık hızı.
  4. Özel morbidite hızı.
  5. İşlevsel yetersizliğin derecesi.
  6. Sakat kalınan, yetersiz olunan günler ya da yatakta geçen günler.

Yaşlıların sağlık durumunu iyi veya kötü olarak değerlendirebiliriz, fakat bunun çok az bir değeri ve tahmin edilemeyen tehlikeleri vardır. Geleneksel olarak bazı çevresel yaşlılık etkileri hastalık ve bazı genetik etkiler de normal olarak algılanabilir. Bu yaklaşımın temel sakıncası bu fenomenin iki kategorisine toplumun ve sağlık çalışanlarının farklı tepkiler vermesinde yatmaktadır. Hasta olan yaşlı destek ve yardım görecektir, tam tersine normal yaşlanma eğilimindekiler ise bunu göremeyecektir. Uygulamada yaşlı bireyi etkileyen işlevsel sorunun tedavi edilebilen bölümü ile ilgilenip uygun bir tedavi yapılmalı ve aynı zamanda tedavi edilemeyen durumlar için de yardımcı yaklaşımlarda bulunulmalıdır.

Beslenme alışkanlıklarının değişimi ve iyileşmesi, yaşam standartlarının yükselmesi, sağlık hizmetlerindeki gelişmeler de beklenen yaşam süresinin uzamasına ve yaşlı nüfusun artmasına yol açmıştır. Yaşlı nüfusun artışıyla birlikte bu yaş gurubuna özel sağlık, sosyal ve ekonomik sorunlar belirmektedir. Sağlıkla ilgili olarak kronik hastalık prevalansı artmakta, birden fazla bozukluklar görülmekte, ilaç tüketimi ve sağlık kurumlarının kullanımı artmaktadır.

Yaşlılar yaşlanma olgusunun patolojik, psikososyal, ve fizyolojik etkileri nedeniyle özel yaklaşımlara gereksinim duyarlar. Yaşlılar hastalıklarının şiddeti ve sayısı yanında fizyolojik ve psikososyal özellikleri ile de çeşitlilik gösteren bir gruptur. Hastalık özelliklerinin ve sıklığının değişik olduğu bu grup, mutlaka kendine özgü ele alınmalıdır. Kişisel ve toplumsal özelliklerden dolayı gerek sorunları ve gerekse bu sorunların çözümü farklılıklar göstermektedir. Yaşlıların hastalıkları daha uzun bir sağlık bakımını gerektirmektedir.

Yaşlılarda vücut direnci düşer, hastalıklara yakalanma riski artar, hastalığın prognozu daha ağırdır, iyileşme geç ve zor gerçekleşir. Koruyucu hizmetlerden daha az yararlanan ve sosyal koşulları daha kötü olan yaşlılar daha çabuk hastalanır. Sağlık kurumlarından yararlanım düşer ve sağlık sorunları zamanında ve yeterince çözülemez. Aile yeterince ilgi göstermemektedir. Aynı kişide birden fazla hastalık bulunmaktadır.

65 yaş ve üzerinde sağlık kurumlarına başvuru nedenlerinin başında kardiyovasküler hastalıklar gelmektedir. Serebrovasküler hastalıklar, neoplazmlar, solunum sistemi hastalıkları, artrit, diabet, kazalar ve demans bunu izlemektedir. Dünya Sağlık Örgütü'nün 29 ülkede yaptığı bir çalışmada yaşlıların ölüm nedenleri şu şekilde sıralanmıştır; dolaşım sistemi hastalıkları (%51.3), neoplazmlar (%25.4), solunum sistemi hastalıkları (%7.7), ve dış etkenler (%3.2). Dünya Sağlık Örgütü'nün 11 ülkede yaptığı bir diğer çalışmada ise kazaların, yaralanmaların, ve hastalıkların tüm yaşlıların günlük yaşam aktivitelerini %50 oranında kısıtladığı saptanmıştır.

Yaşlılık bir hastalık değil normal bir olgudur, fakat yaşla bazı fizyolojik değişiklikler yaşlılar için risk etmenleri oluştururlar. Örneğin menapoz yaşla ilgilidir ve normal, fizyolojik bir değişimdir. Ancak bununla beraber semptomatik ( sıcak basması, uykusuzluk ) ve bazen klinik tabloların yanında bazı hastalıklar için risk oluşturur ( osteoporoz, ateroskleroz ). Lensin uyum yeteneği azalır. Katarakt oluşumu görmeyi engeller. Arterioskleroz gelişimi de beklenen bir durumdur, fakat hipertansiyon ve diabet varlığında çok daha çabuk ve şiddetli gelişebilir.

Yaşla ortaya çıkan homeostatik mekanizma bozukluklarının sonuçlarından biri fizyolojik işlevlerin bireyler arasındaki artmış değişkenliğidir. Örneğin, fizyolojik bir değişkenin yaşlılarda bir çok defa ölçülmesi tanıda kesinlik sağlarken, genç bireyde bir ölçüm yeterli olabilmektedir. Yaşlılarda gençlere oranla bireyler arası değişkenlik de yaşam biçimindeki değişikliklerin çevresel etkileri nedeniyle daha fazladır.

Renal, pulmoner, ve immun işlevler başta olmak üzere organ işlevlerinde yaşla orantılı olarak azalmalar meydana gelir. Homeostaz mekanizması geometrik olarak azalır ve bunun sonucunda yaralanmalar, yanıklar ve cerrahi girişimlerde mortalite artışı ortaya çıkar.

Yaşlanma tüm sistemleri etkiler, ancak primer yaşlanmanın en göze çarpıcı etkileri sinir, immun ve endokrin sistemlerde görülür.

Yaşlıların bildirilen sağlık sorunları tedavi edilebilir hastalık "Iceberg" inin sadece suyun üzerinde kalan bölümünü oluşturur. Yaşlıların kendilerine zarar veren bu davranışı, yaşlıların yaşlılığı bir hastalık ile beraber görmesi ve bu hastalık ortaya çıktığında bunu tedavi ettirmek yerine bunu kabullenmesi şeklindedir. Diğer yardımcı etmenler kavrama bozukluğu, hastalığın özelliklerinden korkma, hastaneye yatışın olumsuz yönleri ( tanısal değerlendirmeler ve hoş olmayan tedaviler ), eğitim eksikliği, ekonomik sorunlar, sosyal güvence yoksunluğu, sağlık kurumlarından uzak yerleşim olarak sıralanabilir. Bu yüzden bildirilmemiş hastalıklar çoğunluktadır.

Birden fazla hastalık sahibi olmak, sağlığa ve işlevsel bağımsızlığa olumsuz etki eder. Patolojik durumların sayısı yaşla kuvvetli olarak bağlantılıdır. Yaşlılarda hastalıkların atipik veya değişken olması da önemli bir risktir.

Yaşlılarda hastalık semptomları veya belirtileri gençlerden farklılık gösterir:

  1. Orta yaşlarda bir hastalığın özgün semptomları yaşlılarda başka semptomlarla yer değiştirir. Örneğin, akut miyokard infarktüsünde yaşlılarda göğüs ağrısı gençlere oranla daha azdır. Diğer taraftan akut miyokard infarktüsü yaşlılarda sessiz seyretmez, farklı bir takım akut belirtiler ve semptomlar verir; senkop ve ani sol ventrikül yetmezliği.
  2. Yaşlılarda etkilenen organ sistemine ait özgün semptomlar yerine özgün olmayan bir takım belirti ve semptomlar gösterebilir; zihin bulanıklığı, güçsüzlük, kilo kaybı veya iş yapmada yetersizlik.

Bir çok kişi yaşlılıkta ortaya çıkan sağlık sorunlarının kaçınılmaz olduğunu düşünmesine rağmen, bunların bir çoğu ya önlenebilir ya da kontrol edilebilir sorunlardır.

Yaşlılıkta ortaya çıkan hastalıkların özellikleri sosyal ve sağlık hizmetleri için bir dizi anlam taşımaktadır. Bunlar yaşlanmanın doğası ve hem çevresel hem de genetik mekanizmaların biriken etkileri ile ortaya çıkar.

Bu özellikler:

  1. Birden fazla patolojik durumun varlığı.
  2. Hastalığın özgün olmayan seyri.
  3. Tedavi edilmezse hızlı bir bozulmanın ortaya çıkması.
  4. Tedavi ve hastalığa bağlı yüksek komplikasyon insidansı.
  5. Rehabilitasyon gereksinimi olarak özetlenebilir.

Sağlık ve sosyal hizmetlerin yaşlılardaki hastalıkların bu özelliklerini karşılayacak şekilde planlanması gerekir.

Kronik hastalıklar, yetmezlik, yetersizlik ve engellilik     (Başa Dön)

Kronik hastalıklar kronik rahatsızlıklar, bulaşıcı olmayan hastalıklar ve dejeneratif hastalıkları kapsar. Belirsiz etiyoloji, birden fazla risk etmeni, uzun süreli latent süre, uzamış rahatsızlık evresi, bulaş kaynağının yokluğu, işlevsel yetmezlik veya yetersizlik ve tedavi edilememe gibi özellikleri kapsar. Kronik hastalıkların kontrol çalışmaları birey düzeyinde, sistem düzeyinde veya toplum düzeyinde yapılabilir. Bu çalışmalar hastalığın önlenmesini, erken tanısını, tedavisini ve/veya kontrol altına alınmasını kapsar. Yaşlılarda gençlerden farklı olarak daha az akut, buna karşın daha fazla kronik hastalıklar görülür. İlerleyen yaşla birlikte kronik hastalık prevalansı artar. Ayrıca yaşlılarda gençlere oranla daha ölümcül seyreden kronik hastalıklar ortaya çıkar. Yaşla birlikte artan kronik hastalıklar yetersizlik düzeylerinde de artışa neden olur. Yetersizlik süreci şöylece özetlenebilir:

Hastalık Yetmezlik Yetersizlik
     
    Engellilik

Yetmezlik (Impairment): Psikolojik, fizyolojik, veya anatomik yapı veya işlevlerdeki anormallik veya kayıp.

Yetersizlik (Disability): Kişinin normal olarak kabul edilen aktivitelerini yapabilme yeteneğinin sınırlı olması veya eksikliği.

Engellilik (Handicaped): Yetmezlik veya yetersizlikten doğan, birey için olumsuz bir durum yaratan ( bireyin yaş, cins, ve sosyo-kültürel etmenlerine bağlı olarak ), bireyin normal davranışlarını yapmasını engelleyen veya kısıtlayan durumdur.

Yetmezlik ve yetersizlikler görünebilir veya görünemez, geçici veya kalıcı olabilir, ilerleyici veya geriye dönüşümlü olabilir. Engellilik her zaman yetersizlikten kaynaklanmaz, bazen yetmezlikler de engelliliğe yol açabilir. Yetmezlik ve yetersizliklerden kaynaklanan bireysel sınırlılıklara rağmen, sosyal ve çevresel etmenler engellilik durumlarını arttırabilir veya azaltabilir.

Risk altındaki yaşlılar     (Başa Dön)

İskoçya'da yapılan bir çalışmada risk altındaki yaşlılar şöyle tanımlanmıştır:

  1. 80 yaş ve üzeri,
  2. Hastaneden yeni çıkmış,
  3. Düşük gelir sahibi,
  4. Yalnız yaşayan,
  5. Çocuğu olmayan,
  6. Sosyal olarak izole,
  7. Hiç evlenmemiş, boşanmış, eşinden ayrı yaşayan,
  8. Yeni boşanmış,
  9. Yeni taşınmış,
  10. Düşük sosyal sınıf

Bazı risk etmenleri değiştirilebilir, bazıları değiştirilemez fakat kaçınılabilir sonuçlar hakkında kişileri ve hizmetleri uyarabilir. Araştırma olanakları sınırsızdır ve birçok değişken için bilimsel çalışma alanı açıktır. Yalnız sorunların önemi ve aciliyeti, metodolojik ve entellektüel gelişmeler değil, fakat aynı zamanda kişisel ilgi de gerekmektedir.

Sosyal durum     (Başa Dön)

Yaşlılıkta sosyal ilişki oldukça önemlidir. Yaşlının sosyal sağlığı denilince bir yaşlının çevresindeki kişiler ve daha da genişletilerek toplum ile arasındaki ilişkinin nitelik ve niceliği anlaşılır. Yaşlılıkta sosyal ilişki pek çok risk etmeninin zararlı etkisini engelleyici olmaktan başka, hastalıklarla başa çıkmak için de gereklidir. Yapılan çeşitli çalışmalarda sosyal ilişkileri olmayan, toplumdan soyutlanmış bir yaşam süren yaşlıların mortalite ve morbiditelerinin daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Yaşlılarda sosyal ilişkiyi belirleyen iki önemli etmen vardır. Bunlardan birincisi yaştır. Yaş ilerledikçe sosyal ilişki zayıflamaktadır. Diğeri ise yaşlının sağlık durumudur. Sağlık durumu bozuldukça sosyal ilişki azalmaktadır. Sosyal yetersizlik bireyin sosyal görev ve zorunluluklarını yerine getirmede karşılaştığı kısıtlılık veya yetersizliktir. Sosyal yetersizliğin kuvveti yaşla artmaktadır.

Yaşlıların sağlık bakımı diğer gruplara oranla onlara sağlanan sosyal destek tarafından daha fazla etkilenir. Arkadaş veya aile gibi resmi olmayan potansiyel destek ağı da önemli bir etmendir.

Gelişmekte olan ülkelerde yaşlıların sosyal ilişkileri, sedece yakın çevresi ile sınırlı kalmaktadır. Genellikle çocukları ile yakın olarak oturan yaşlılar onlarla sık sık görüşmekte ve arkadaş gereksinimi duymamaktadırlar.

Yaşlılarda 90 yaşına kadar sosyal durumun kötülüğü mortalitenin habercisidir. 90 yaş ve üzerinde bu ilişki kaybolmaktadır.

İlerleyen yaşla birlikte artan sağlık ve sosyal sorunlar kişilerin cevresine daha bağımlı hale gelmesine yol açmaktadır.

Düşmeler de yaşlılarda sosyal izolasyona yol açan önemli bir sorundur.

İşlevsel değerlendirme     (Başa Dön)

İşlevlerin değerlendirilmesi hem yaşlılara verilen hizmetlerin sunumuna hem de toplum tabanlı araştırmalara temel oluşturur. Bu iki alanda yapılan çalışmalarda değişik teknikler, ölçümler ve analizler kullanılır. Yaşlıların işlevlerinin değerlendirilmesinde işlevsel sorunların ortaya çıkarılması önemlidir. Bu, bireyin çevresinin beklediği fakat yaşlının yapamadığı veya yaşlının yapmak isteyip yapamadığı aktivitelerdir ( burada geri dönüşümü olabilen işlevsel eksikliklerin tanımlanması da önemlidir ). İkinci önemli nokta bu sorunları ortaya çıkaran mekanizmaların aydınlatılmasıdır. Birey değerlendirilirken bütün kişiler ve onların destek sistemleri de ele alınmalıdır. Güvenilirliği ve geçerliliği kanıtlanmış skalalar kullanılır. Uluslararası düzeyde yapılan çalışmalar yaşlılıktaki çevresel etmenler hakkında bilgi verecek ve değişik sağlık ve sosyal bakım hizmetlerinin sunum şekillerini karşılaştırma olanağı tanıyacaktır ( burada kültür ve dil farklılıklarından doğacak sorunlar en aza indirgenmelidir ).

Yaşlıların işlevsel değerlendirilmesinde çok kritik alanlar başlık olarak şöyle özetlenebilir:

  1. Günlük yaşam aktiviteleri.
  2. Mental sağlık işlevleri.
  3. Psikososyal işlev görme veya sosyal ve kültürel bağlamda iyi olma hali.
  4. Fiziksel sağlık işlevleri.
  5. Sosyal kaynaklar.
  6. Ekonomik kaynaklar.
  7. Çevresel kaynaklar.

Günlük yaşam aktiviteleri ( GYA )     (Başa Dön)

Kişilerin kendi başlarına bağımsız bir yaşam sürdürebilmeleri, günlük yaşam aktivitelerini yardımsız yapabilmeleri ile mümkündür. İşlevsel yetersizlik bireyin fiziksel ya da mental yetersizliği sonucu günlük yaşamındaki aktivite durumu ile bir ya da birden fazla kişinin ilgilenmesi olarak tanımlanabilir.

Yaşlıların GYA'leri ile başa çıkmasında sağlık durumu oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Sağlık sorunları arttıkça kendi kendine yeterlilik de giderek azalmaktadır. Yaşlılarda fiziksel yetersizliklerin ortaya çıkması nedeniyle kazalar, morbidite ve mortalitede önemli bir yer almaktadır.

GYA'lerindeki yetersizlik yaşla birlikte artarken kadınlarda erkeklerden daha sık görülmektedir. Bu yetersizliğin nedenlerinin başında felçler, görme ve işitme duyusu kaybı gibi sağlık sorunları yer almaktadır. Bunun yanında sosyal durum ve mental sağlık gibi çeşitli etmenler de bu durum üzerine etki etmektedir. Günlük yaşamlarını sürdürmede yetersizliğe sahip olan yaşlıların temel sorunları, sokağa çıkma, yürüme ve banyo yapmadadır. Yalnız yaşayan yaşlılarda yeterlilik düzeyleri yakınlarıyla yaşayanlardan daha fazladır.

Yapılan çeşitli araştırmalarda GYA'leri iki alt grupta ele alınmıştır;

  1. Günlük Temel Yaşam Aktiviteleri (GTYA) - Activities of Daily Living (ADL):

    Banyo yapma, Giyinip soyunma, tuvalete gitme, yemek yeme, yürüme, sokağa çıkma, merdiven çıkma, ayak tırnaklarının bakımı.

  2. Günlük Yardımcı Yaşam aktiviteleri (GYYA) - Instrumental Activities of Daily Living (IADL):

    Telefon etme, seyahat, yemek yapma, alışveriş yapma, temizlik yapma, çamaşır yıkama, tamirat, ev idaresi ( parasal ), kendi tedavisini alma ( ilaç ).

Sağlık hizmeti     (Başa Dön)

Yaşlılara koruyucu bakım hizmeti verilmesi gereklidir, çünkü;

  1. Yaşlılar hastanelere daha sık başvururlar,
  2. Sık başvurmalarının nedeni ciddi bir sorundur,
  3. Ciddi soruna yol açan olayların uzun bir geçmişi vardır,
  4. Bu nedenle ciddi sorunları oluşmadan önlemek daha uygun olacaktır.

Ev ziyaretleri yaşlıların sağlığını çocukların ve diğer gruplarınkinden az olmamak şartıyla yükseltmelidir. Sağlık çalışanları 65 yaş ve üzeri tüm bireyleri, sürveyans programları başlatmak, karşılanmayan gereksinimleri gidermek, sağlığını değerlendirmek, korumak ve yükseltmek için ziyaret etmelidir.

Orta yaşlarda başlatılan sıkı sağlık hizmeti programları yaşlılardaki sağlık bakımı gereksinimini düşürmektedir.

Yaşlılara verilecek birincil sağlık hizmetinin en sık karşılaşılan sorunu artan iş yükü ve personel gereksinimidir. Birincil bakım hizmetlerinde yaşlılar için sık ve düzenli sağlık kontrolleri yapılması gerekmektedir.

Yaşlılara yönelik bir çok laboratuar testleri ve ölçümlerini içeren (multifazik) sağlık taramalarının sağlık hizmetlerinin kullanımını arttırmadığı, morbidite ve mortaliteyi azaltmadığı kontrol çalışmaları ile gösterilmiştir. Bu yaş grubuna yönelik çalışmaların hastalığın erken tanısı yönünde değil, işlevsel kayıpların değerlendirilmesi yönünde yapılması gerekmektedir. İşlevsel değerlendirmeler fiziksel, mental ve sosyal işlevleri kapsamalıdır. Bir çok 65 yaş ve üzeri kişi sağlıklı ve iyi durumdadır, tümünün ziyaret edilmesi ve detaylı bir şekilde değerlendirilmesi yararsızdır. Vakaların belirlenmesinde kullanılan programların iki basamağı vardır;

  1. İkinci basamaktan yarar sağlayacak yüksek riski olanların belirlenmesi,
  2. İşlevsel kapasitelerin detaylı olarak değerlendirilmesi.

Aileler yaşlı bireylerin bakımında önemli rol oynarlar. Yaşlı bireylerin sağlık sorunları aile üzerinde hem parasal hem de duygusal açıdan oldukça ağır yük oluşturur. Halk sağlığı politikaları ve programları için çarpıcı bir nokta, yaşlının sağlığını değerlendirirken yaşın başlı başına bir belirleyici olmadığı aynı zamanda ailelerin de sağlık bakımı denkleminde yerlerini almaları gerektiğidir. Türk toplumunda aile büyüklüğüne verilen önem yaşlıların bakımını aile içinde sürdürülmesi geleneğini devam ettirmektedir.

Yaşlılıkta koruyucu hekimlik hizmetleri     (Başa Dön)

Yaşlıların sağlık bakım hizmeti birincil sağlık bakımı ile tam anlamıyla bağlantılı olmalıdır.

Yaşlılarda koruyucu hekimlik hizmeleri şu başlıklar altıda toplanabilir:

  1. Yaşlıların yalnızlıktan korunması.
  2. Fizik aktivite ve egzersiz programları.
  3. Beslenme eğitimi ve denetimi.
  4. Kazalardan korunma.
  5. İatrojenik hastalıkların önlenmesi.
  6. Ayak bakımı.
  7. Sigaranın bırakılması.
  8. Aşılama programları.
  9. Kanser araştırması.
  10. Görme ve işitmenin değerlendirilmesi ve korunması.
  11. Nöropsikiyatrik işlevlerin değerlendirilmesi ve korunması.
  12. Anemi araştırması.

Yarının yaşlılarını sağlıklı kılabilmek için yaşlılara yönelik uygun koruma programları uygulanmalıdır. Bu korumalar işlevsel, sosyal, psikolojik ve çevresel olabilir ve bir düzenleme çeşitliliği içerisinde olmalıdır. Etkinliği kanıtlanmış koruma yöntemlerinin hemen alınması gerekir ( belli aşılar, sigarayı bırakma, fiziksel aktivite, özgün gereksinim ve tercihlerin karşılanması ). Yetersizlikten korunma veya yetersizliklerin uzaklaştırılması da birincil amaç olmalıdır.

Fiziksel yetersizliği artmış olan yaşlıların yaşama koşullarının çok iyi düzenlenmesi gerekmektedir. Ev içinde kullandıkları araç ve gereçlerini koyabilecekleri raf ve sehpanın yataklarının hemen yakınında bulunması, gece lambası, uygun mobilya seçimi önemlidir.

Yaşlılara sağlık ve sosyal hizmetler sunulurken karşılaşılan en büyük sorunlar parasal kaynak, artan iş yükü ve personel gereksinimidir. Bu sorunlar genellikle uzun süreli bakım konusunda çıkmaktadır.

1990 yılından itibaren İngiltere'de genel pratisyen hekimlerin 75 yaş ve üzeri nüfusa sağladıkları hizmetler:

  1. Yılda en az bir ziyaret ( ev çevresini görmek, bakıcıların ve ilişkilerinin varlığını tespit )
  2. Sosyal değerlendirme ( yaşam biçimi, ilişkiler )
  3. Hareketliliğin değerlendirilmesi ( yürüme, oturma, alet kullanımı )
  4. Mental değerlendirme
  5. Duyuların değerlendirilmesi ( duyma ve görme )
  6. Kontinansın değerlendirilmesi
  7. Genel işlevsel değerlendirme ( yemek yapma, yemek yeme, alışveriş, giyinme, banyo, tuvalet )
  8. Tedavinin düzenlenmesi ve özetlenmesi.

Birincil bakım hizmetlerinde yaşlılar için sık ve düzenli sağlık kontrolleri yapılması gerekmektedir.

Eskiden rastgele bir biçimde karşılanan, bugün ise bilimsel bir biçimde planlanıp, yürütülmesi gereken yaşlılara yönelik hizmetler gelişmiş ülkelerde iki temel kurala dayamaktadır:

  1. Yaşlıların bakımı bir hayırseverlik olayı değildir. Bu iş sosyal adaletin gerçekleştirilmesi olarak ele alınmalıdır.
  2. Yaşlılar kendi yaşama biçimlerini bizzat seçme ve saptama hakkına sahiptir. Toplum onları bu amaca götürecek olan tüm olanakları oluşturmalıdır.

Yaşlıların yaşam kalitesini yükseltme çalışmaları yaşlılarda sık görülen hastalıklara ve morbidite riskini azaltmaya yönelik stratejilerin etkinliğine yönlendirilmelidir.

Türkiye'de yaşlılara yönelik sosyal hizmetler     (Başa Dön)

T.C. 1982 Anayasası'nın 61. maddesi: " Yaşlılar devletçe korunur. Yaşlılara devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar yasayla düzenlenir " der.

Türkiye'de yaşlılara yönelik uygulamada bulunan en eski yasa 1926 yılında çıkarılan 743 sayılı "Medeni Kanun" dur. Bu yasanın 315., 316., 317., 356., 358. ve 359. maddeleri ailede yaşlı, çocuk ve sakatların korunması için gereken güvenlik maddeleridir. Diğer bir yasa da 1930 yılında çıkarılan 1580 sayılı "Belediyeler Kanunu" dur. Bu yasanın 15., 16., ve 34. maddeleri muhtaç yaşlıların korunması konularını kapsar.

T.C. Anayasası'nın 61. maddesindeki hüküm doğrultusunda 27-05-1983 tarihinde 2828 sayılı "Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu" yürürlüğe girmiş ve kurulan genel müdürlük; ekonomik ve sosyal yoksunluk içinde olan özel ihtiyaç gruplarının gereksinimlerinin karşılanması, yaşam standartlarının iyileştirilmesini amaçlayan sistemli ve programlı hizmetleri yerel ve ulusal düzeyde programlama, yönetim ve denetim görevini üstlenmiştir.


Ana Sayfa   Geri Dön