Kasım
2001

Sağlığı Koruma İlkeleri


Dr. Orhun KALKAN   (Halk Sağlığı Uzmanı)

Dizin 
Ana Sayfa   Geri Dön

Giriş

Hekimliğin temel amacı, kişinin sağlığının bozulmasını önlemeye ve daha iyiye götürmeye; eğer hastalanırsa bu hastalığın erken dönemde bir sakatlık bırakmadan tedavi edilmesine; eğer sakatlık oluşmuşsa bu sakatlığın olumsuz etkilerinin giderilmesine çalışmaktır. Belirli bir zaman kesitinde, bir toplumda yaşayan kişilerin tümü sağlıklı değildir. Kiminin sağlığı kusursuzdur ve herhangi bir yakınması yoktur. Kimi oldukça iyi durumdadır. Kimi kendisini alışageldiği kadar sağlıklı hissetmeyebilir ve kimi de kesinlikle hastadır. Görüldüğü gibi herkesin kendine özel bir sağlık durumu vardır. Bu nedenle tıpkı hastalık ve sakatlık durumu gibi, sağlık durumunu da derecelendirmek olanaklıdır. Kişinin sağlığını canlı ya da cansız hastalık etkenleri, doğuştan ya da sonradan kazandığı nitelikler, diğer bir deyimle gen ve metabolizma bozuklukları ve yaşadığı çevredeki değişik etmenler etkileyebilirler.

Gerek sağlık ve gerekse hastalık durumu durağan değil, sürekli değişen bir olgudur. Kişideki hastalık olgusu, hastalık etkeninin niteliklerine; ya da kişinin kendisinde ve çevresinde bulunan ve hastalık oluşumuna yol açan uyaranlara gösterdiği tepkiye bağlıdır. Etkenin niteliği, kaynağı ve kişinin bu uyaranlara gösterdiği tepkiye bağlıdır. Etkenlerin niteliği, kaynağı ve kişinin bu uyaranlara karşı tepkisi değişik olacağından, hastalık olgusu durağan değildir ve kişinin kendisini hasta hissetmesinden önce başlayan bir olgudur. Kişi sağlık dengesini bozmaya çalışan biyolojik, fiziksel, ruhsal ve sosyal etmenlere karşı olumlu bir denge sağlama uğraşı verir. Bu uğraştan başarıyla çıkmak için, iç ve dış savunma mekanizmaları, yedek dokuları ve fizyolojik tamir olayları gibi değişik niteliklerinden yararlanarak hastalık oluşumuna yol açabilen uyaranlara karşı direnir.

Enfeksiyon hastalıkları yönünden kişinin sağlığı, biyolojik bir olayın sonucuna bağlıdır. Bu olay, kişi vücudunda bulunan parazitlerin besin, barınma ve çoğalmaya uygun koşulları sağlamak yönünden kişiyle sürdürdükleri bir yarışmadır. Enfeksiyöz olmayan hastalıklar açısından kişinin sağlık ya da hastalık durumu, onun canlı ya da cansız nitelikteki hastalık etkenleriyle savaştaki başarısının yansımasıdır. Bu son durumda hastalığın ortaya çıkması, ya kişide doğuştan varolan bir kusura; ya fizyolojik işlevlerdeki bozukluklara; ya da çevresinde bulunan ve hastalık oluşumuna yol açan uyaranlar karşısında yenik düşmesine bağlıdır.

Sağlık durumu, sürekli olarak birbirini etkileyen güçlerin sonucuna göre belirlenir. Hastalığın bireylerdeki oluşumunu ve gruplar arasındaki dağılımını iyice anlayabilmek için, daha önce ya da hastalık süresince çevrede bulunan ve etkenle konakçı arası ilişkileri etkileyen bir yığın nedenler göz önüne alınmalıdır. Sağlığın bozulması karmaşık bir olgudur. Bu olgu özel ya da tek bir nedene bağlı olarak açıklanamaz. Aksine, nedenler ve etkinliklerin zincirleme ve sürekli etkileşimi sonucu ortaya çıkar.

Bakteriyolojinin üstünlük kazandığı dönemde, hastalığın tek bir nedene bağlı olduğu anlayışı yaygınlaşmış, hastalıklara özel canlı etkenlerin saptanması çabaları baskın geldiği için, konakçı ve çevreyle ilgili nedenler çoğu kez gözardı edilmiştir. Bu dönemde herhangi bir hastalığın etkeni ve bu etkenin bulaşma yolları saptandığı zaman, o hastalıktan korunma olanağının bulunabileceğine inanılmıştır. Günümüzde böyle bir anlayışı benimsemek gerçekçi olmadığı gibi, doğru bir yaklaşım yolu da değildir. Örneğin, tüberkülozun nedenlerinden sadece biri tüberküloz mikroorganizmasıdır. Dokularına bu mikroorganizma yayılan kişilerin ancak bir bölümünde tüberküloz hastalığı görülür. Hastalığı oluşturan diğer nedenler arasında, yaşanılan çevre, gelenekler, kişinin vücut yapısı ve beslenme durumu vb. sayılabilir.

Bir enfeksiyöz hastalığın ortaya çıkması sadece bakteriyolojik temele dayanılarak açıklanamaz. Çünkü, böyle bir açıklama, hastalığın görülmesinde değişik türden iki canlı organizmanın rol oynadığı, bu iki türün karşılıklı olarak birbirini etkilediği ve her iki türün de dış güçlerin etkisinde olduğu gerçeğini göz önüne alamamaktadır. Bir hastalığın oluşumuna yol açan çeşitli nedenlerin bir bölümü ya da tümü saptanırsa bu hastalığın önlenmesi, nedenlerin etkisini gidermeye ya da önlemeye yönelik uygun önlemlerin alınmasına bağlıdır. Sağlığı koruma ilkelerini benimseyebilmek için, hastalığın doğal gidişi hakkında yeter bilgi sahibi olunmalıdır.

Hastalığın Doğal Gidişi     (Başa Dön)

Kişinin sağlık ve hastalığıyla ilgili nedenlerin kaynağı, daha önce oluşan kimi olaylarda aranmalıdır. Örneğin, sıtma etkeni olan plasmodium'un rezervuarı kişidir. Ama kişide sıtma görülmesi, sivrisineğin varlığına, çevrede sıtmalı kişiler bulunmasına, kişinin alışkanlık ve geleneklerinin bu hastalığın oluşmasına uygun nitelikte bulunması vb. gibi bir yığın koşula bağlıdır. Diğer bir deyimle etken, konakçı ve çevresel etmenler arasındaki karşılıklı etkileşimler olumluysa kişi sağlığını sürdürür. Eğer etkileşim olumsuzsa hastalık uyaranları ortaya çıkar. Uyaranlar ortaya çıkıncaya kadar geçen döneme "prepatojen dönem" denir.

Hastalık oluşumuna yol açan uyaranlarla ilk karşılaştığı andan başlayarak, kişinin dokularında ve işlevlerinde değişiklikler ortaya çıkar. Bu değişiklikler ya kişide hastalık belirtileri görülmeden dengenin yeniden sağlanmasıyla düzelir; ya da kişi hastalanır ve bunun sonucu ya iyileşir, ya sakat kalır ya da ölür. Bu döneme "patojen dönem" denir. Kişi karşılıklı etkileşimde bulunduğu uyarana, ya doku değişiklikleri ile, ya da doku değişikliklerinin gösterilemediği durumlarda değişik tepkilerle yanıt verir. Doku değişikliği ya da tepkilerin başladığı andan itibaren klinik öncesi denilen bir dönem başlar. Değişiklik ya da tepkiler belirginleşince duruma klinik olarak tanı konulabilir. Klinik belirtilerin henüz ortaya çıkmadığı klinik öncesi döneme ait bilgilerin yetersiz oluşu hekimliğin henüz çözüme ulaştıramadığı en büyük sorunlardan biridir. Bu nedenle ancak kimi hastalıklara klinik öncesi dönemde tanı konabilir.

Hekimlik açısından, prepatojen ve patojen dönemlerin tümü, bir hastalığın doğal gidişi olarak belirtilir. Doğal gidiş, bir hastalık olgusunun başlangıcından sonuna kadar etken, konakçı ve çevre arasındaki tüm ilişkileri kapsar.

Prepatojen dönemde, yani kişinin kendisini henüz hasta hissetmediği dönemde, etken, konakçı ve çevre arasında çok yönlü ve karşılıklı ilişkiler ve etkileşimler olduğu bilinmektedir. Etken, varlığı ya da yokluğunda herhangi bir hastalık olgusunun başlamasına yol açan canlı ya da cansız maddeye denilir. Etkenin hastalık oluşumuna katkısı, onun fiziksel, kimyasal, biyolojik vb. gibi niteliklerine; kişide uyandırdığı tepkilere; doğadaki yaygınlığına; kaynağına ve kişiye ulaşabilmesine yardımcı olan taşınma yollarına ve koşullarına bağlıdır. Çevre, bir organizmanın yaşamını ve gelişmesini etkileyen dış güçlerin tümüdür. Bu nedenle, hastalık oluşumuna yol açan çevresel etmenler, çevrenin sadece fizik nitelikleriyle değil, kişinin bedensel ve ruh sağlığını etkileyen sosyal, ekonomik ve biyolojik nitelikleriyle de ilgilidir. Bu geniş görüş açısından, çevre terimi, bundan etkilenecek canlı dışında tüm çevresel etmenleri, bu arada diğer canlıları kapsar. Hatta, öğretim amacıyla ayrıca belirtilmelerine karşın, aslında her türlü hastalık etkeni de çevresel bir etmendir.

Hastalığın oluş ve yayılmasında rol oynayan ve konakçı kişiye ait olan etmenler arasında yaş, cinsiyet, meslek, gelenek ve alışkanlıklar, genel ve özel savunma mekanizmaları, yapısal ve psiko-biyolojik nitelikler ve tepkiler de sayılabilir. Bu nedenle, herhangi bir hastalığın doğal gidişi sürecinde uygulanan koruyucu önlemler, etken, çevre ve konakçıdan oluşan üç öğe arasında karşılıklı etkileşim ve ilişkiler konusunda bugüne kadar elde edilen bilgilere bağlıdır. Koruyucu önlemler, bu üç öğenin arasına onların olumsuz etkilerine meydan vermeyecek nitelikte çeşitli engeller yerleştirerek sağlanır.

Sağlığı koruma yönünden elde edilecek başarının derecesi, bir hastalığın doğal gidişi konusundaki bilgilerin ve uygulanabilir nitelikteki önlemlerin yeterli olup olmayışına ve uygulamanın iyi bir şekilde yapılmasına bağlıdır. Koruyucu önlem almak için bir hastalığın doğal gidişini her yönüyle iyice bilmek zorunluluğu yoktur. Zaten, bugünkü bilgiler sınırlı olduğu için, çoğu kez tam bir başarı sağlamak da güçtür. Bununla birlikte, hastalık oluşumuna yol açan nedenlerden herhangi birinin prepatojen ya da patojen dönemde durdurulması, o hastalığın kişi sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini gidereceği ya da azaltacağı için yararlı olabilir. Koruyucu önlemler prepatojen dönemde de alınabilir. Bu önlemler, ya kişinin genel sağlık durumunu daha iyiye götürmeye uğraşmak, ya hastalık etkenlerine karşı kişiyi özel olarak korumak, ya da çevredeki olumsuz etmenleri gidermeye çalışmak şeklinde olur. Hastalık tedavisi de çok önemli koruyucu bir önlemdir. Çünkü, iyi bir tedaviyle herhangi bir hastalık olgusunun olumsuz yönde gelişmesi -hatta kimi kez yayılması- engellenebilir.

Koruma Düzeyleri     (Başa Dön)

Koruyucu önlemler, uygulandığı dönemde, uygulamanın yaygınlığına ve uygulanan yöntemin etkinliğine göre değişik derecede yararlı olurlar. Çevrede bulunan canlı ya da cansız nitelikteki etkenler duyarlı kişiyi hastalık olgusu başlamadan önceki dönemde etkiler. Eğer bu dönemde duyarlı kişinin etkenle temasını önleyecek ya da direncini artıracak koruyucu önlemler alınırsa, kişi ya hasta olmaz ya da hastalansa bile hem hastalık hafif bir gidiş gösterir, hem de diğer duyarlı kişileri etkileme olasılığı azalır.

Prepatojen dönemde koruyucu önlemler almaya genel olarak birincil koruma ( primer koruma ) adı verilir. Hastalık olgusu belirginleşmeye başlar başlamaz, yani patojen dönemin başlangıcında, erken tanı ve uygun tedaviyle ikincil koruma ( sekonder koruma ) yapılabilir. Erken tanı konulamamış ve hastalığın patojenezi ilerlemiş olsa bile, hastalığın kişide bırakacağı izleri önlemeyi ve oluşan sakatlıkları sınırlandırmayı olanaklı kılacak iyi ve yeterli bir tedavi yapılarak da ikincil koruma gerçekleştirilebilir. Daha sonraları, yani hastalığın kalıcı izler ve sakatlıklar bırakacak duruma geldiği dönemlerde, rehabilitasyon çalışmalarıyla üçüncül koruma ( tersiyer koruma ) sağlanabilir. Üç değişik düzeyde belirlenen koruyucu önlemlerin birbirinden ayrık ve her birinde değişik uygulamalar yapılabilen en az beş aşaması vardır. Bu aşamalar, sağlığın daha iyiye götürülmesi, koruyucu özel önlemler, erken tanı, uygun tedavi ve sakatlığı azaltma ve rehabilitasyondur. Bu aşamalarda alınabilecek önlemler durağan ya da birbirleriyle ilgisiz olmayıp hastalığın doğal gidişi boyunca bir süreklilik gösterirler. Tablo-1' de hastalığın doğal gidişiyle ilgili koruma düzeyleri ve alınabilecek koruyucu önlemlerin aşamaları belirtilmiştir.

Tablo-1 Hastalığın Doğal Gidişinde Uygulanan Koruyucu Önlemler

  1. Birincil Koruma Önlemleri
    1. Sağlığın daha iyiye götürülmesi
      • Sağlık eğitimi ve güdüleme
      • Olumlu bir çevre sağlamak
      • Yeterli ve dengeli beslenmek
      • Kişisel hijyen önlemleri almak
      • Aile planlaması uygulamak
    2. Koruyucu özel önlemler alınması
      • Bağışıklama, kemoprofilaksi ve gamaglobulin uygulamak
      • Yeterince alınmayan besin maddelerini sağlamak
      • Kazalardan ve karsinojenlerden korunmak
      • Vektör kontrolü yapmak
      • Genetik hastalıkları ve doğmalık şekil bozukluklarını önlemek
      • Sosyo-ekonomik önlemlerle yoksulluğu gidermek
  2. İkincil Koruma Önlemleri
    1. Erken tanı
    2. Uygun tedavi ve sakatlığı azaltma
      • Zamansız ölümleri önleme
      • Komplikasyonları önleme
  3. Üçüncül Koruma Önlemleri
    1. Medikal rehabilitasyon,
    2. Sosyal rehabilitasyon.

  1. Birincil Koruma     (Başa Dön)

    Sağlığın daha iyiye götürülmesini ve koruyucu özel önlemleri kapsayan birincil koruma, geçmiş yıllarda koruyucu hekimlik uygulamalarının temelini oluşturmaktaydı. İki aşaması olan birincil korumanın bu aşamaları aşağıda ayrıntılarıyla belirtilmiştir:

    • Sağlığın Daha İyiye Götürülmesi

      Bu önlem, herhangi bir hastalık ya da bozukluğu önlemeye yönelik olmayıp, kişinin genel sağlık ve iyilik durumunu daha da iyileştirmeyi amaçlar. Bu hususta sağlık eğitiminin ve güdülemenin çok önemli bir rolü vardır. Temiz su ve içinde yaşanabilecek nitelikte bir konut sağlanması, katı ve sıvı atıkların sağlığa zarar vermeyecek duruma getirilmesi, çevre kirlenmesinin önlenmesi vb. gibi çevresel önlemlerin yeterli ve etkin bir şekilde alınmasının yanı sıra yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması, aile planlaması hizmetlerinin sunulması ve kişisel hijyen önlemlerinin alınması, sağlığın daha iyiye götürülmesini olanaklı kılacaktır.

    • Koruyucu Özel Önlemler

      Sağlığı olumsuz yönde etkileyebilecek herhangi bir etkenin kişiyi etkilemesinden önce alınan özel koruyucu önlemlerin tümü bu başlık altında toplanabilir. Laboratuarlarda, kliniklerde ve toplum içinde yapılan inceleme araştırmalar sonucu, bu aşamadaki koruyucu önlemlerin uygulanmasında büyük ilerlemeler olmuş örneğin, bulaşıcı hastalıklarla savaşta önemli başarılar sağlanmıştır. Geçmiş yıllarda bulaşıcı hastalıkların önlenmesinde yararlanılan bağışıklama ve kemoproflaksi gibi özel önlemlerin yanı sıra, günümüzde diğer hastalıkların önlenmesinde yararlanılan çeşitli koruyucu önlemler bu grupta sayılabilir. Bunlar, hatalı beslenme sonucu yeterince alınamayan vitamin, mineral, protein ve özellikle amino asitler gibi temel besin maddelerinin sağlanması, iş ve işçi sağlığı yönünden koruyucu elbiseler ve maskeler kullanılması, kanser yapan bir yığın değişik maddelerden sakınılması, vektör kontrolü, genetik danışmanlıkla genetik hastalıkların kuşaktan kuşağa sürmesinin önlenmesi, amniyosentezle intrauterin tanı konularak doğmalık şekil bozukluğu olan bebeklerin doğumunun önlenmesi ve sağlığı olumsuz yönde etkileyen sosyo-ekonomik koşulların düzeltilmesine çalışılması gibi önlemlerdir.

      Duyarlı kişiyle etken arasındaki temas çok değişik nitelikte çevresel önlemler alınarak, eğer bulaşıcı bir hastalık söz konusuysa ayırma (izolasyon,tecrit) ve karantina uygulanarak, önlenebilir. Sağlık durumunu geliştirecek genel önlemler ve hastalık oluşturan etkene karşı özel önlemler alınarak kişi dirençli kılınabilir. Özel önlemler arasında aktif ve pasif bağışıklama ile kimi hastalıklarda uygulanan kemoprofilaksi sayılabilir. Eğer genel ve özel toplum çapında alınırsa daha etkili olur. Duyarlı kişinin etkenle karşılaşmasından sonra, genel olarak herhangi bir belirtinin saptanamadığı başlangıç dönemi vardır. Enfeksiyon hastalıklarında bu döneme kuluçka dönemi denir. Bu aşamada uygulanan önlemler, toplum açısından pek önemli olmasa da kişi açısından önemlidir. Kimi enfeksiyon hastalıklarında bu aşamada uygulanacak aktif ya da pasif bağışıklama, kemoterapi ya da gama globulin uygulaması, sadece hastalık belirtilerinin gelişmesini önlemekle kalmaz, enfeksiyonun bulaşmasını da önler.

      Değişik nitelikteki özel koruyucu önlemlerin etkinliği, uygulamaların yaygınlığı oranında artar. Bir toplumda koruyucu bir önlem yaygın olarak kullanılırsa, toplum çapında sağlanan koruma oranı (enfeksiyon etkenini alan bağışık ve bağışık olmayan kişilerdeki hastalanma oranları arasındaki farkın, aşısızlardaki hastalanma oranına göre yüzdesidir), o koruyucu önlemin uygulandığı bireyler oranına göre daha yüksek olur. Eğer herhangi bir hastalık yönünden toplumun büyük bir bölümünü (yaklaşık %80'ini) kapsayacak şekilde koruyucu önlem alınırsa, çoğu kez giderek o hastalık ortadan kalkar.

      Kuramsal olarak, koruyucu önlemlerin uygulanmasında dört aşama vardır. Birinci aşama, bireylere uygulanan korumadır. Örneğin, kızamıklı bir hastayla temas eden duyarlı kişilere gama globulin uygulanması gibi. Bundan sonraki aşamalarda uygulanacak önlemler, organize edilmiş toplumsal çabaları gerekli kılar. İkinci aşamada, toplumun belirli gruplarına oldukça yaygın bir şekilde uygulanan koruma önlemleri söz konusudur. Koruyucu önlem uygulananların sayısına göre değişen bu tür korumayla, hastalığın türüne ve grupların tutum ve davranışlarına bağlı olarak, önlenmesine çaba harcanan hastalık giderek daha seyrek görülür ve daha hafif bir gidiş gösterir. Üçüncü aşama, koruyucu önlemlerin toplum çapında yaygın olarak uygulandığı aşamadır. Böylece, başlangıçta önemli durumda olan bir sağlık sorunu, giderek önemsiz bir sorun durumuna gelir. Hastalık ya çok seyrek görülür ya da hiç görülmez olur. Ne var ki, hastalığın oluşumuna yol açan biyolojik, fiziksel, kimyasal ya da sosyal nitelikteki etmenler varlığını sürdürürler. Dördüncü ve son aşama Eradikasyon'dur. Kök anlamına gelen Latince radix sözcüğünden üretilen bu terim, herhangi bir hastalığın kökünün kazındığını (eradike edildiğini) söyleyebilmek için, o hastalığın hiç görülmemesi ve oluşumuna yol açan etmenlerin tümüyle ortadan kalkması gerekir. Eradikasyon belirli bir bölgede, ülkede (örneğin, İzlanda'da difteri ve tetanoz) ya da tüm dünyada (örneğin, çiçek hastalığı) sağlanabilir.

      Genel kural olarak, herhangi bir koruyucu önlem ne kadar erken dönemde uygulamaya konulur ve ne ölçüde yaygın kullanılırsa o derecede etkin olur. Diğer bir deyişle, uygulamanın yapıldığı döneme ve yaygınlığına bağlı olarak, her koruyucu önlem belirli derecede bir etkinlik gösterir.

  2. İkincil koruma     (Başa Dön)

    Bu düzeyde alınacak koruma önlemleri erken tanı, uygun tedavi ve sakatlıkların sınırlandırılmasından oluşur. Hastalığın başlangıç döneminde, daha doğrusu ilk belirtilerin saptanabildiği dönemde uygulanacak olan erken tanı ve tedavi gibi koruyucu yöntemler, toplum yönünden, hastalığın söz konusu olmadığı dönemde alınan önlemler kadar önemlidir. Kişinin sağlığının korunmasında erken tanının yeri önemlidir. Erken tanı ve tedavinin uygulanamadığı durumlarda, tüm belirtileriyle ortaya çıkan hastalığın tedavisine, nükslerin önlenmesine ve sakatlıkların sınırlandırılmasına çalışılır. Böylece bu hastalıklardan ileri gelebilecek sakatlıkların iyi ve yeterli bir tedaviyle en düşük düzeyde tutulması amaçlanır. Özellikle kalp ve damar hastalıklar, böbrek hastalıkları, şeker hastalığı, artrit ve yaşlılığa bağlı süreğen (kronik) hastalıklarda bu önlem çok olumlu sonuçlar vermektedir.

    Hastalığı ilerlemiş bir kişiyle karşılaşan hekim, bu hastanın hekime neden bu kadar geç geldiğini, daha önce başvurmuş olsaydı hastalığının ilerlemesini engellemek için neler yapılabileceğini kendine sormak ve yanıtlamaya çalışmak çabasını göstermelidir. Vereceği yanıt, kimi kez daha önce alınabilecek önlemlerin zamanında alınmayışını gösterecek kadar suçlayıcı, ya da hastalığın doğal gidişinde o güne kadar bilinmeyen bir etmeni ortaya çıkaracak nitelikte ilgi uyandırıcı olabilir. Özellikle bu sonuncu durumda, hastalık olgusunu daha erken dönemde durdurmaya yönelik çeşitli koruyucu önlemler alınabileceği ortaya konabilir.

  3. Üçüncül Koruma     (Başa Dön)

    Bu düzeydeki bir korumada, herhangi bir hastalık olgusunu durdurmak değil, hastalık sonucu kişide oluşan anatomik ve fizyolojik değişikliklerle ortaya çıkan sakatlığın onun yaşamındaki olumsuz etkilerini en düşük düzeyde tutmak söz konusudur. Bu tür koruma rehabilitasyonla sağlanır. Rehabilitasyonun amacı, hasta kişinin geri kalan gücünden en iyi şekilde yararlanmasını sağlamak ve onun topluma yük olmasını önlemeye çalışmaktır. Kişide görülen hastalıkların çoğunda, şimdiye kadar özel koruma yöntemleri geliştirilemediği gibi, o kişiyi zamanında tedavi ederek sakatlığını sınırlandıracak önlemler bulunamamıştır. Bu nedenle hekimlik, sakat kalanları, olanakların elverdiği ölçüde etkin bir yaşam sürecek ve çalışabilecek duruma getirmeyi amaçlayan rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanır. Üçüncül korumada, kişinin sadece bedensel sakatlığının olumsuz etkilerini gidermekle, yani medikal rehabilitasyonla, yetinilmeli; onun sosyal uyumunu sağlayacak değişik önlemlere (sosyal rehabilitasyona) özel bir önem verilmelidir.